Blog


Modernite ve Holokost

Zygmunt Bauman, Modernite ve Holocaust adlı kitabında Holokost’un dünyada daha önce yaşanan hiçbir şeye benzemediği üzerinde durur.  Bauman’a göre Holokost, yani Nazi Almanyası sırasında yaşanan soykırım, moderniteye zalim bir başkaldırı olmaktan ziyade, modern aklın bizi götürebileceği noktalardan sadece biridir.  Zira Naziler modern gözetleme, sayım, istatistik, sınıflandırma, propaganda ve istihbarat tekniklerinden yararlanmıştı.  Milyonlarca insanın Avrupa’nın dört bir yanından kamplara getirilmesi ciddi bir organizasyon gerektiriyordu. Ölüm kamplarını dizayn eden mühendisler, yazışmaları yapan subaylar ve kayıtları tutan bürokratlar araçsal akla dayalı bu modern sistemin parçalarıydı.  Daha fazlası için, Zygmunt Bauman, Modernite ve Holocaust, İstanbul: Versus Kitap, 2007.  Bknz klasikler.

İkinci Dünya Savaşı ve Ölüm Kampları

İkinci Dünya Savaşı öncesinde ve sırasında faaliyette bulunan çalışma ve toplama kamplarına zamanla insanları yok etmek amacıyla kurulan ölüm kampları da eklendi.  Auschwitz–Birkenau, Treblinka, Sobibor ve Belzec gibi ölüm kamplarının çoğu işgal altındaki Polonya topraklarındaydı.  Auschwitz’deki kampta beş sene içinde 1 milyondan fazla, Treblinka’daki kampta Temmuz 1942’den Ekim 1943’e kadar 850,000 kişinin hayatını kaybettiği tahmin ediliyor.

Birinci Dünya Savaşı ve Teknoloji

Birinci Dünya Savaşı kendinden önceki savaşlarda görülmeyen yeniliklerin ve ilklerin yaşandığı bir savaş olmuştur.  Birbirinden çok farklı zamanlara ait tekniklerin ve teknolojilerin tek bir savaşta toplanması konusunda da bir ilk olma özelliğine sahiptir.  Birinci Dünya Savaşı’nda radyo teknolojisinden, dikenli tellere, tanklardan zeplinlere, uçaklardan, denizaltılara, kimyasal silahlardan makinalı tüfeklere kadar birçok silah ve araç denenmiş ve kullanılmıştır.  Amfibik çıkarmaların (denizden karaya) yanısıra siper muharebeleri savaşa damgasını vurmuştur.

Endüstri Devrimi ve Çocuk İşçiler



Endüstri Devrimi’ndeki çalışma şartları son derece gayri-insaniydi.  Çocuk ve kadın işgücü, makine kullanımından doğan marazlar, kalıcı sakatlıklar, kazalar ve çeşitli sağlık problemleri ve bütün bunların ötesinde grev hakkı konusundaki kısıtlamalar endüstrileşmenin diğer, karanlık yüzünü teşkil ediyordu.  Bu ağır gayri-insani şartlar Marksizmin doğuşuna büyük ölçüde ilham kaynağı olmuştur.


Cumhuriyet Takvimi



Fransız Devrimi’nin en belirgin özelliklerinden birisi belki tarihte ilk defa gelenekle bağların bu kadar radikal bir biçimde koparma iradesinin gösterilmesiydi. Sıfırdan başlama, sil-baştan yapma çabası günlük hayatı etkileyecek kadar kapsamlı etkilere sahipti.  Fransız Cumhuriyet Takvimi veya Devrim Takvimi bu çabanın enteresan örneklerinden biridir.  Yeni takvime göre artık Cumhuriyet’in ilan edildiği 22 Eylül 1792 sıfır tarihi kabul edilecekti.  Sistem eski takvimden bir hayli farklıydı.  Her bir gün 10  (yeni )saate bölünmüştü.  Her (yeni) saat ise 100 yeni dakikaya, her bir yeni dakika da 100 yeni saniyeye eşitti.  Ayda 10 günden oluşan 3 hafta mevcuttu.  Yeni hesaba göre bir yeni saat 144 eski dakika, 1 yeni dakika da 86.4 eski saniye demekti.  Dolayısıyla 1 yeni saniye 0.864 eski saniyeye eşitti, yani yeni saniye eskisine oranla biraz kısaydı.  Yeni zamana göre saatler yapılmaya başlandı, fakat yeterince başarılı olmadı.  Yılın her bir günü için çiçek, bitki ve balık isimlerinden birer isim belirlendi.  Ay isimleri değiştirildi.  Cumhuriyet Takvimi 1793 ile 1805 arasında 12 yıl resmen kullanıldı.


Tricoteuse



Fransız Devrimi’nin özellikle giyotinin sıkça kullanıldığı terör döneminde şehir meydanlarında halka açık infazlar yapılırdı. Kendi içinde bir gösteri haline dönüşen bu idam seanslarında en ön sırada yer kapmak önemliydi.  Genellikle ilk sıralarda yer alan ve yaşlı kadınlardan oluşan grup beklerken sıkılmamak için örgü örerdi.  Bu gruba Fransızca “örgü örenler” anlamına gelen tricoteuse denirdi.


Bacalhau

Coğrafi keşifler döneminin Portekiz mutfağına bir armağanı.  Portekizcede bir tür okyanus balığının kurutulmuş-tuzlanmış biçimine verilen genel ad.  1500’lerde Portekizli gemiciler keşif seferlerine çıkmadan önce gemi ambarlarında yiyecek stokluyorlardı.  En yaygın yiyecek okyanus balıklarının (genellikle cod) kurutulup tuzlanmasıyla yapılan bacalhau idi.  Yiyeceklerin önceden stoklanması zorlu okyanus koşullarında balık tutma-yemek yapma uğraşından daha pratikti.  Bacalhau zamanla değişik yöntemlerle hazırlanan birbirinden farklı yemeklerin ana malzemesi oldu.

Tordesillas Antlaşması (1494)

Papalık aracılığıyla yeni keşfedilen yerlerin İspanya ve Portekiz Krallıkları arasında paylaştırılması esasına dayanan Tordesillas Anlaşması 7 Haziran 1494 yılında imzalanmıştır.  Antlaşma kabaca Atlas Okyanusu’nu dikey kesen bir meridyenin kabulu üzerinden yapılır.  Meridyenin doğusu Portekiz Kralığı’na batısı ise İspanya Krallığı’na verilir.  Zamanla Antlaşma’nın şartlarının zorlanması ve Portekizlilerin o dönemde henüz keşfedilmemiş Güney Amerika kıtasının doğu burnunu kullanarak (yani Tordesillas meridyeninin doğusundan )kıtaya yayılmaya başladığını görürüz.

Dört Duvar Bir Ayin

Çıktığı döneme göre Reformasyon çağının en radikal cemaatlerinden biri sayılabilecek Calvinist hareket Katolik Hristiyanlığın ihtişamı ve sembolizminden pek hazzetmiyordu.  Ayin ritüelleri, müzik, duvarladaki süslemeler ve gravürler Calvinist anlayışa uygun düşmüyordu.  Rahiplerin kıyafetleri Katoliklere göre son derece sadeydi.  Calvinist kiliseler öğretiye uygun olarak imaj ve heykellerden arınmış, simetrik bir düzene sahip minimalist bir estetik anlayışa sahip yapılardı.  Yukarıdaki resim ‘Dört Duvar Bir Ayin’ olarak özetlenen, son derece basit ve sade anlayışla tasarlanan Calvinist bir Kilise’den bir kesit sunuyor.

Fortuna

Machiavelli’nin Prens adlı eseri özellikle uluslararası ilişkiler alanında devam eden bir tartışmaya parmak basıyor.  Virtu ve Fortuna kavramları insan iradesi ve özgürlüğünün sınırlarını sorguluyor ve tartışmaya açıyor.  Kendi (bazen ‘iyi’ bazen değil) özelliklerimizden oluşan ve insan iradesini, yeteneğini ve erdemini temsil eden Virtu kontrol edebildiğimiz tarafımızı temsil ediyor.  Buna karşın ‘fırtına’ kelimesinin de kökenini teşkil eden Fortuna kavramının kader ile ilişkisi var.  Olayların veya dünyanın kontrol edemedığimiz, önceden kestirilemeyen tarafı ile ilgili Fortuna.  Machiavelli’ye göre Fortuna bu anlamda dişil bir enerjiyi temsil ediyor.  Aslında bu şekliyle Fortuna kavramı feminist bir analizi de davet ediyor.